Utanç ve Suçluluk Üzerine
- aysenurcelik1
- 7 Eki 2023
- 3 dakikada okunur
Anlamlarını karıştırabildiğimiz, bu yüzden bazen birini hissettiğimizi söylerken aslında öbürünü kastettiğimiz iki duygu: suçluluk ve utanç. Ayrı ayrı tanımlayacak, betimleyecek olursak: suçluluk, bir davranışın, kararın, söylemin yarattığı olumsuz sonuç objektif olarak gözetilip de hissediliyorsa bize yön gösteren bir duygudur diyebiliriz: Neyi, neyden dolayı yanlış yaptık? Sonuçları öngöremedik mi? Göremediysek, bu nedendi? Belki yaratacağımız etkiyi gördük de görmezden mi geldik? Öyleyse, bu nedendi? Ötekinde neye yol açtık? O, biz böyle davrandıktan sonra ne hissetti? Bu yaptığım ona neye mal oldu? Onarabilir miyim? Evetse, nasıl? Hayırsa, başka telafi yolları neler olabilir?
Suçluluk nahoş bir duygu belki. Ancak yine de yukarıdaki bu sorularla tamire kapı açıyor. Kişi sorumluluk almaya gönüllü oldu ise suçluluk ötekini anlayıp durumu düzeltecek adımları atmaya izin veriyor. Ayrıca kendine bakmak, eyleme yol açan içsel ve dışsal etmenlere bakıp anlamaya çalışmak, gelecekteki benzer durumlar esnasında nasıl daha kendi değerlerine uygun biçimde yol alınabileceğine dair de farkındalık ve bilinç sağlıyor.
Utancı ise suçlulukla kıyas ederek anlamaya çalışacak olursak:
Suçluluk, yaşanan olumsuzluğu olumluya çevirmeye dair bir duyguyken utanç kişinin benliğinin olumsuzluktan ibaret olduğunu hissettiren, ağır bir duygu. Utançta kişi sevilmeye layık olmadığını, hayatın getirdiği güzel şeyleri hak etmediğini, kurduğu yakınlıklarda gerçekten tanınırsa sevilmeyeceğini, hep yanlış hareket ettiğini ve bunun hep böyle süreceğini görür.

Kısaca, kişi kusurlu bir davranışta bulunmuşken konu bundan ibaretse hissedilen şey suçluluktur; utanç ise kişinin benliğinin, varoluşunun kusurlu olduğunu söyler.
Suçluluk, kişinin hem kendini, hem ötekini görebildiği bir duygu. Utanan ise ötekine, kendisi hakkında ne düşünüldüğünü, kendisinin nasıl yargılanıldığını görmek için bakmaktadır. Ötekini, kendindeki kötünün ona ifşa olmuş olması üzerinden düşünür. Utancın yükü ve beraberinde getirdiği kendi ile meşguliyet, ötekinin gerçekte ne hissettiğini, ne düşündüğünü, ne yaşadığını görmeye yer bırakmaz.
Suçlulukta ahlaksal doğrularımıza ve değerlerimize uygun davranmamışızdır. Utançta ise ideal kendimiz gibi olamamışızdır.
Evet, utanç ağır bir duygu. Ek olarak, literatürde bu duygunun hem geçersiz hem de işlevsiz olarak değerlendirildiğini görüyoruz: geçersiz çünkü kişi örneğin üzücü bir davranış veya kırıcı bir söz ya da kırılan bir pot gibi spesifik durumlara yönelik olarak tüm benliğinin yanlış olması gibi orantısız bir hisse kapılmış oluyor. Öyle ki, utanan insan o anda ortadan kaybolmayı diliyor: dilimizdeki ezilip büzülmek”, “yer yarılıp da yerin dibine girmek”, “gibi deyimler tam olarak buna işaret ediyor. Utananın küçülme, görülmeme isteği, hatta yok olma isteği bu ifadelerde ne kadar da açık.
Utanç ile depresyonun el ele gitmesi de bu açıdan bakınca anlamlı görünüyor. Her ne kadar depresyon geçiren her bireyin deneyimi biricik ve kendine özgü olsa da bu durumu tetikleyen ortak noktalardan biri utanç olabilmekte. Öyle ki kişi dış dünyadan kendini çekerek, kendinde gördüğü kötülükten dünyayı arındırdığına dair bir derin inanca sahip olabiliyor. “Bu ‘yataktan çıkamama’ hali başlamadan hemen önce, hayatınızda neler olup bitiyordu?” gibi bir soru bu açıdan önemli.
Ne yaşadığımıza, ne hissettiğimize, iç ve dış dünyamızda olan bitene bakamadığımızda da duygularımız görülmek için yer aramaya devam ediyor. Böyle bir durumda utanç çeşitli eylemlerle de kendini gösterebiliyor. Bir çocuk üzerinden örnekle: evinde azarlanan, utandırılan ilkokul çağı çocuğu, sınıf arkadaşı ile dalga geçerek ona bir tür saldırganlık gösterisinde bulunuyor, yani zorbalık yapıyor. Bu çocuğun maruz kaldığı öfkenin çocukta utanca yol açtığını, bu utancı eyleme dökerek, bakım verenlerine ifade etmesinin kendisi için pek de makul olmayacağı öfkesini arkadaşına döndürdüğünü düşünebiliriz.
Utanç, temas etmesi zor da bir duygu. Kişi utançla ilişkisini belki de fark etmeksizin depresyon yaşayabileceği, ötekilere saldırabileceği gibi, bu duygudan ötürü çeşitli bağımlılıklar da geliştirebilir. Tanı alacak düzeyde de olsa, kısa bir süreye özgü olarak da yaşansa şöyle durumlar, güçlü utanç duygusuna temas etmemek için yaşanabiliyor: Saatlerce bilgisayar oyunu oynamak, akşamları ya da bazı günleri madde etkisinde geçirmek, hafta sonu birkaç sezon dizi bitirmek, vs.
Suçluluk duygusunun literatürde ‘zararlı suçluluk’ ve ‘onarıcı suçluluk’ olarak ikiye ayrıldığı da görülmekte. Ancak, ‘zararlı suçluluk’ olarak ifade edilen durumun utanç ile eş anlamda kullanıldığı kabul edilebilir.
Ayrıca suçluluk bu yazıda, onarıma kapı açabilen bir duygu olarak ele alındı ancak yine de katı ahlaki yargılara sahip bir kişi suçluluğu da kendisini hırpalayacak bir miktarda yaşayabilecektir. Utanç ile kıyaslandığında suçluluk olumlu anlamda öne çıkarılmış olsa da, kişinin kendini affetmeye karşı bir gönülsüzlüğü ya da hayattan keyif almasını ve işlevsel olmasını sekteye uğratacak düzeyde etik kodları var ise, yine utanç yerine suçluluk yaşıyor olsa da beraberinde kayda değer bedeller ödeyebilmektedir.
Burada aktarılanlar, bireylerin deneyimlerinden yola çıkarak yazıya dökülmüş araştırmalardan ve gözlemlerden yazıya dökülmüştür. Ancak yine de her birimizin iç dünyasının, deneyimlerinin, bu duyguları nasıl hissettiğinin apayrı olduğu aşikardır.
Kaynaklar:
Carveth, D. L. (2018). The still small voice: Psychoanalytic reflections on guilt and conscience. Routledge.
Fisher, M. L., & Exline, J. J. (2010). Moving toward self‐forgiveness: Removing barriers related to shame, guilt, and regret. Social and Personality Psychology Compass, 4(8), 548-558.
Hailing, S. (1994). Shame and forgiveness. The Humanistic Psychologist, 22(1), 74-87.
İlgili




Yorumlar